Varoluş Üzerine: “Oslo Üçlemesi”

Joachim Trier’in Oslo üçlemesi, Reprise, Oslo: August 31st ve son olarak 2021 yılında çıkan The Worst Person in the World filmlerinden oluşuyor. Joachim Trier’e üç filmde de senarist kadrosunda Eskil Vogt eşlik ediyor ve aynı zamanda Anders Danielsen Lie üç filmde de rol alıyor. 2007 yılında başlayan seri, 2011 yılında ikinci filmini yayınladı ve son olarak 2021 yılında da son filmiyle üçleme halini aldı.

Reprise

2007 yılında yayınlanan Reprise, yazar adayı iki karakteri anlatıyor. Philip yazar adayıdır, Kari’yi seviyordur; öte yandan Erik de yazar adayıdır ve bu hayalini gerçekleştirmeyi başarabilmiştir ve hatta bu hayali olan yazarlığını televizyona da taşımıştır. Philip ise altı ay hastanede kaldıktan sonra çıkmıştır ve kendisini psikolojik bir bunalım, aşık olduğu kadın Kari, Erik ve arkadaş çevresi beklemektedir.

Kurgu olarak dümdüz giden bi çizgisi yok; geçmiş ve gelecek arasında mekik dokuyan bir kurgusu var. Philip yaşamdan kopuk bir karakterdir, hastaneden çıktıktan sonra var olma savaşı verecektir. Çok kırılgan bir psikolojiye sahiptir ve onu bu hayata tutunmasını sağlayacak olan şey de geçmişidir. Geçmişine sıkı sıkıya bağlanmaya çalışır ama bu mümkün müdür? Peki bu geçmişin içinde yazar olma düşüncesini yeniden canlandıracak mıdır? Öte yandan Philip yazar olma hedefini gerçekleştirdikten sonra aradığını bulabilecek midir? Aradığı cevap gerçekten de yazar olmakta mı saklıdır? İki hikayeli, geçmiş ve gelecek arasında gidip gelmelerin yaşandığı, bir psikolojik savaşın adıdır Reprise… Toplumun içinde yabancılaşan, var olma çabası içerisine giren iki karakterin hikayesidir…

Oslo, August 31st

Joachim Trier bu kez Eskil Vogt ile birlikte bir uyarlamaya imza atıyor. Pierre Drieu La Rochelle’in “Le Feu Follet” isimli romanından esintiler taşıyan bir filme imza atıyor. Benzer bir uyarlamayı Louis Malle, 1963 yılında aynı isimli filme dökmüştü. Pierre Drieu La Rochelle’in romanı da yazarın Jacques Rigaut isimli gerçek arkadaşının hikayesinden izler taşıyor. Filmde ise, 34 yaşındaki Anders’in tedavi programının bir parçası olarak iş görüşmesine gitmesini, arkadaşlarını ve dostlarını görüşmesini anlatıyor. Genel olarak Anders’in geçmişiyle yüzleşmesinin bir anlatısı.

Reprise filminin aksine Oslo, Augusut 31st tek karakterin üzerine kurulu olduğu, yan karakterlerin geri planda kaldığı ve Anders’in psikolojisinin yansıtılmaya çalışıldığı bir film. Madde bağımlısı olan bir karakterin tedavi programından başlayarak hayata tutunma çabasının ve var olma çabasının anlatısı söz konusu. Anders bir bağımlı olarak hayata tutunabilecek midir? Var olma çabası içerisine girerken davranışları da kendi içerisinde tutarlı olacak mıdır? Anders son derece gerçekçi bir karakter ve o psikolojiyi gerçekten de veren bir karakter. Film belki yan karakterler anlamında doyurucu değil ama baş karakterin gerçekçiliği anlamında başarılı.

The Worst Person in the World

Joachim Trier’in Esgil Vogt ile birlikte yazdığı Oslo üçlemesinin son halkası, 2021 yılında vizyona giren The Worst Person in the World filmi. Önceki iki filmde olduğu gibi, bu filmde de Anders Danielsen Lie rol alıyor. Önceki iki filme göre damgasını vurmuş bir film. Bu kez odak nokta erkek karakterler değil, bir kadın karakter. Julie karakterinin hikayesi anlatılıyor. 30 yaşına giren Julie’nin, Aksel ile sahneleriyle başlıyor. Aksel ise, Julie’ye göre yaşı ilerlemiş ve hayatından beklentileri de bir o kadar ilerlemiş bir karakterdir. Julie ise, Aksel’e göre beklentileri tamamen farklıdır, o kendisinin var olduğuna inanmayan bir karakterdir. Başlangıçta da Julie ile Aksel’in ilişkisinden başlar film, zaman içerisinde Eivind karakteri de dahil olur ve film değişime uğrar.

Julie gerçekçi bir karakter; var olduğuna inanmayan ve bunun da sebebi yeni arayışlara girmesidir. Bazı insanlar da vardır ki, yeni arayışları onu yaşadığını hissettir, dümdüz bir hayat istemez. Hayatı dümdüz giderken, aslında her şey yolunda giderken kritik bir noktada olması onu sıkar, onu boğar… İşte Julie de böyle bir karakter ve aslında “dünyanın en kötü insanı” olmasının nedeni de bu, herhangi bir karar vermesi gerektiğinde tamamen bencil davranması ve kendi içerisinde arayışlara girmesi… Eğlenmeyi seven bir karakterdir Julie ama hayatı drama kaysın da istemez, işte bu yüzden kritik bir karar vermeyi sevmez ve kritik anlarda var olduğunu hissetmez. Julie’nin karar mekanizmasının nasıl işlediğini ve “dünyanın en kötü insanı” olan, var olduğunu hissetmeyen insanları gözlemlemek ve sağlam psikolojik tahliller görmek için izlenebilir, son yıllarda da çıkan en iyi İskandinav filmlerinden birisi…

Oslo Üçlemesi

Oslo üçlemesini genel olarak düşündüğümüzde Philip ile Erik, Anders ve Julie olmak üzere birtakım karakterler öne çıkar. Bu karakterler genel olarak var olmakta güçlük çeken karakterlerdir, kendilerini hayata karşı yabancı hissederler; kimisi bir bağımlılığı neticesinde, kimisi de hayatında hiçbir şey yolunda gitmediği için… Buram buram yalnızlık kokar, yabancılaşma kokar, İskandinav coğrafyasının o soğukluğu da geçer ama bu insanın aynı zamanda kendi soğukluğudur.

Oslo üçlemesi, Avrupa sinemasının başarılı üçlemelerinden birisidir ve Joachim Trier’in Esgil Vogt ile güçlü kaleminin de etkisi büyüktür. Teknik anlamda başarılıdır, psikolojik olarak iyi tespitleri vardır filmlerin ve abartmadan olaylar aktarılmaya çalışılır. Replikler de başarılıdır, “Her şey yolundaymış gibi davranmaktan çok yoruldum.” diyenlerin hikayesidir filmler ve izlemeye de değerdir.

Daha Fazla İçerik
İlk Türk Bisikletçi Cavit Cav Kimdir?